11 Haziran 2012 Pazartesi

Hayallerimi sevmiyorum.


Kafamın içinde sonu olmayan dopdolu bir gezegen var. Ne zaman Dünya’dan sıkılsam, kendi yarattığım dünyama kaçıyorum. 

Orada, tanıdığım tüm insanlar, hayvanlar, her şey farklı. Özellikle de ben.

Çoğumuz böyle değil miyiz zaten? Hayattan kaçıp kendi içimize kapanıyor ve kendi yarattığımız mekana kapatıyoruz kendimizi çünkü oradaki hayatımızı istediğimiz gibi şekillendirebiliyoruz. Her şey kontrolümüz altında. Mükemmel bir Tanrıcılık oyunu.
Tabii bu sonsuza kadar süremez. O dünyadan kopmamız gerekiyor eninde sonunda. Gerçek hayata dönmek gerekiyor.

İşte ben bundan nefret ediyorum. Gerçek hayatta kendimi çok savunmasız hissediyorum. Sevmediğim çok şey var. Değiştiremediğim çok şey var. Sanki “gerçek ben” ben değilim, asıl Dünya’da yabancıyım. Bilmiyorum, belki de gerçekten o ben, ben değilimdir. Kafam karışıyor. Tökezliyorum. İlerlemek istemiyorum.

Hayallerimin bana ayak bağı olmasına izin veriyorum. Oysa benim kaçışım olmalıydı o dünya? Sadece kaçışım olmalıydı. Bana sağladığı tek şey pozitif olmalıyı. Etkilememeliydi gerçek olduğu sanılan beni.

Hiç sevmiyorum hayallerimi.